23. 06.

Vay be… Uzun zaman olmuş buraya bir şey yazmayalı, yazılara şöyle bir baktım da doğrusu bir altı ay boyunca oldukça sıkı bir performans göstermişim, bir çeşit açık günlük gibi olmuş, keşke diyorum bazı ‘çok kişisel’ yorumları da silmeseydim, ama sonuçta kimseyi bu saçmalıklarla yormaya hakkım yok: Ömer Özlü olarak hayatımın şu ilk - ve son - 25 yılına yaklaştığım şu günlerde anlıyorum ki ‘ne olacağı hiç belli olmaz’ diyen adamlar hep haklı çıkıyor; son örnek de Milli Takım…

Yazamak’ı takip ediyor musunuz bilmiyorum, orada yazdığım yazılara bakıp, hımm bu herif napıyo acaba diye düşünenleriniz (Esra Abla:) vardır mutlaka. Bu altı ay içinde farkettiğim şeylerden biri de blog’daki atmosferin çok daha samimi olduğu. Bir diğer izlenimim, burası oldukça rahatlatıcı bir blog olmuş, farkında olmadan burada bir tür yalı çay bahçesi ferahlığı sağlamışız birlikte.

En son yazdığım hikaye benzeri şeyi nisan ayında kaleme aldım, şubatta okuldan mezun olmuştum, sonra birden vakit çok hızlı geçmeye başladı. Öyle ki elime kalemi alacak sükuneti bir türlü bulamadım desem yeridir. Şimdi bazen evde oturarak, bazen de İstanbul’u gezerek geçiyor günlerim. Bir de Milli maçları korkunç bir coşkuyla takip ediyorum tabii, abartı falan değil, gerçekten korkunç. Maç esnasındaki yaptığımız ses kayıtlarını yakında bilgisayara atıp paylaşınca anlarsınız gol sevinci nasıl bir şeymiş!

Evet, bu üç paragraf halen hayatta olduğumu kanıtladığına göre burada kessem fena olmayacak. Kendinize iyi bakınız, daha öte Allah’a emanet olunuz efendim…

Buralardayız…