Kan Portakalı - Nar karışımı meyva suyumu kaptığım gibi soluÄŸu Moda’da alma eÄŸiliminde olduÄŸum ÅŸu günlerde - ki her zaman soÄŸuk almaya elveriÅŸli, hafta içi günleri de oldukça yalnızlaÅŸtırıcı bir aktivitedir - deliler gibi sınavları düşünüp, plan üstüne plan yapma zamanının artık geldiÄŸini hissediyorum, ki benim gibi antika tabir olunan düşünce sistemine sahip biri için oldukça zorlayıcı bir durum bu. BeÅŸiktaÅŸ’ın aldığı 8-0′lık yenilgiden sonra taraftarı da dahil herkes tarafından linç edilmesini üzüntüyle izlediÄŸim son bir hafta içinde keyfimi yerine getirebilecek pek az hadise yaÅŸandı, neyse ki bugün pazartesi, birçoklarının aksine ben pazartesiyi severim: çünkü yepyeni bir haftanın ilk günüdür….

My Name is Earl’ün üçüncü sezonuna girmesi ve kalitesinden bir ÅŸey kaybetmemesi bu hafta özellikle dikkatimi çeken bir durum. Aslında bu dizi ile ilgili ayrıca bir yazı yazılsa yeridir: ‘Sadece daha iyi bir insan olmaya çalışan’ Earl’ün çok az komedi dizisinde rastlanabilecek karakter çeÅŸitliliÄŸi içeren küçük dünyasında yaÅŸadıkları, dizi kliÅŸelerinin ustaca kullanılması ve olay ağının kurgulanmasındaki baÅŸarı sayesinde cazibesini korumaya devam ediyor. Senarist grevinden ne kadar etkilendiÄŸini bilmiyorum tabii… Senarist grevi haberini duyduÄŸumdan beri içim kıpır kıpır: Düşünsenize bir ülke var ve o ülkede yazarlığı meslek olarak yapıp para kazanan hatta aldığı parayı beÄŸenmeyip grev yapan insanlar var!! ‘Abartma, bizim memlekette de yazarlık bir meslek olabilir…’ diyenleriniz olabilir, ama yine de yazarlık için dünyanın bir yerlerinde insanların yürüyüş yaptığını duymak - Seinfeld’de Elaine karakterini canlandıran Julia Louis-Dreyfus bilem destek vermiÅŸ - iç gıdıklayıcı… Darısı başımıza…

14 Kasım tarihinin önemi nedir bilmiyorum ama belleÄŸimdeki yeri ayrı; lisede bir 14 Kasım günü okula gitmeyip ense yapmış ve ‘Bugün tarihte Ömer Özlü Günü olarak anılabilir mesela…’ diye düşünmüştüm. Sonradan doÄŸum günleri bile yeterli ilgiye mazhar olmayan biri olarak, 14 Kasım’ın anlam ve önemini unutur gibi oldum ama bugün Suadiye sahilinde otururken yıllar önceki düşünce geliverdi aklıma… Bu 14 Kasım’da okula gideceÄŸim maalesef çünkü halletmem gereken iÅŸler ve girmem gereken dersler var… Demek ki eskiden tarihler hakkında daha iddialı kararlar verebiliyormuÅŸum…Yine de 14 Kasım - her ne sebeple olursa olsun - kutlu olsun…

Yazı konusuna dönecek olursak, ÅŸimdi düşündüm de hikaye ya da deneme bekleyip de böyle kendi halinde bir hasbihal karşısında hayal kırıklığı yaÅŸayacak blogseverler var mıdır? BildiÄŸiniz gibi yeni yeni ısınmaya baÅŸlıyorum, aÄŸustos ayından beri yazıyorum burada, geçen şöyle bir baktım da geriye, oldukça malzeme biriktirmiÅŸim kafamda. En önemlisi de ÅŸu: yıllar sonra forma girmeye baÅŸladığımı hissediyorum. Önümüzdeki aylarda çok daha güzel ÅŸeyler olabilir, o yüzden ipin ucunu kaçırmadan yazmaya devam etmekte fayda var…

Oldukça sessiz, yorgun bir sonbahar yavaÅŸ yavaÅŸ kışa bırakıyor nöbeti… Yılın en uzun ayı aralıktır bence, neden aralık demiÅŸler bilmiyorum, belki de ‘tünelin ucu’nu ya da beyaz, soÄŸuk bir ocak gökyüzünden pencereleri kapalı bir odaya sızan ışığı hayale getirdiÄŸi için… Çamlıca’ya çıkıp sıcak bir sahlep eÅŸliÄŸinde, henüz ÅŸeklini göremediÄŸim kelimelerin etimolojisini yapmaya zaman bulabilecek miyim bilmiyorum… Ama bulursam evlerini sessizce terk eden hayaletler gibi, kimseye haber vermeyeceÄŸim…