Bu akşam saat on buçuk civarı kuruyemişçiye gidip bir litre kola aldım. Eve gelir gelmez bardağı kapıp kolayı doldurdum bir yudum alıp derin bir nefes çektim.

Vay canına… Ne kadar da hamlamışım…

İki haftadır dersleri doğru düzgün takip etmeye çalışarak okula gidiyorum. Nedendir bilinmez bu okula gidiş gelişler eskisinden daha fazla yoruyor beni. Sabah uyanınca bir süre yatakta kendime acıyarak bekledikten sonra, şu sıralar kızıştığı için geceleri bir türlü susmayan ve beni de uyutmayan kediye kızarak kalkıyorum.

Sonra vapur… Gazete okuyan bir sürü insan… Gazetelerde zaten düşünmekten harap olmuÅŸ zihnime hücum eden bir yığın ayrıntı. Yorumlar, yorumlar, yorumlar… Bırakın beni ben gideyim, Papua Yeni Gine’de gazetenin ve terör örgütlerinin olmadığı bir kulübede yaÅŸamak istiyorum diye bağırmak istiyorum ama bunun yerine elimde çay, kös kös oturup denizi seyretmekle yetiniyorum.

Okuldan bahsetmeyeceÄŸim bile….

Silinmek üzere olan güzel bir resme bakıyor gibiyim. Her Allahın günü yaÅŸadığım bütün bu tekdüze ÅŸeyler, bildik laflar, yıllanmış, kokuÅŸmuÅŸ ihtiraslar beni öldürecek. Kendime ölümüne yabancılaÅŸtığımı hissediyorum bazen: Ömer Özlü kimdir, neler yapar, neleri sever, neden hiçbir zaman onun için ‘uygun zaman’ deÄŸildir? Kıbrıs meselesi üzerinde bir fikir sahibi olmalı mıdır, yoksa yaÅŸamla ilgili aÄŸzını açıp bir ÅŸeyler söylediÄŸi takdirde yine herkes ona burun mu kıvıracaktır?

Yoksa Ömer Özlü başarısız olmuş bir plan mıdır?

Biliyorum, eminim ÅŸu anda çoÄŸunuz, ‘ Ya bu adam ÅŸunları ÅŸunları yapsa, içinde bulunduÄŸu durumu kendisi için daha iyi bir hale sokabilir…’ diyorsunuz… Gerçekten de öyle, hatta yarın sabah aklımı başımı alıp, zekamı denize fırlatarak iÅŸe baÅŸlayabilir, geçmiÅŸin olumsuz izlerini silebilirim. Hassasiyet damarlarımı kurutur, yüzüme bir İngiliz ifadesizliÄŸi çizer, yapmak istediÄŸim ÅŸeyleri belirler ve yapmaya baÅŸlarım. Hayat yanımdan sessiz bir metro vagonu gibi geçip giderken, yalnız ama gururlu, kalabalıkta kaybolurum, ya da….

Ya da belki de hayatımda ilk defa olarak kendi sırtımı sıvazlama zamanım geldi de geçiyor bile…