19. 10.

Bu akşam saat on buçuk civarı kuruyemişçiye gidip bir litre kola aldım. Eve gelir gelmez bardağı kapıp kolayı doldurdum bir yudum alıp derin bir nefes çektim.

Vay canına… Ne kadar da hamlamışım…

İki haftadır dersleri doğru düzgün takip etmeye çalışarak okula gidiyorum. Nedendir bilinmez bu okula gidiş gelişler eskisinden daha fazla yoruyor beni. Sabah uyanınca bir süre yatakta kendime acıyarak bekledikten sonra, şu sıralar kızıştığı için geceleri bir türlü susmayan ve beni de uyutmayan kediye kızarak kalkıyorum.

Sonra vapur… Gazete okuyan bir sürü insan… Gazetelerde zaten düşünmekten harap olmuş zihnime hücum eden bir yığın ayrıntı. Yorumlar, yorumlar, yorumlar… Bırakın beni ben gideyim, Papua Yeni Gine’de gazetenin ve terör örgütlerinin olmadığı bir kulübede yaşamak istiyorum diye bağırmak istiyorum ama bunun yerine elimde çay, kös kös oturup denizi seyretmekle yetiniyorum.

Okuldan bahsetmeyeceğim bile….

Silinmek üzere olan güzel bir resme bakıyor gibiyim. Her Allahın günü yaşadığım bütün bu tekdüze şeyler, bildik laflar, yıllanmış, kokuşmuş ihtiraslar beni öldürecek. Kendime ölümüne yabancılaştığımı hissediyorum bazen: Ömer Özlü kimdir, neler yapar, neleri sever, neden hiçbir zaman onun için ‘uygun zaman’ değildir? Kıbrıs meselesi üzerinde bir fikir sahibi olmalı mıdır, yoksa yaşamla ilgili ağzını açıp bir şeyler söylediği takdirde yine herkes ona burun mu kıvıracaktır?

Yoksa Ömer Özlü başarısız olmuş bir plan mıdır?

Biliyorum, eminim şu anda çoğunuz, ‘ Ya bu adam şunları şunları yapsa, içinde bulunduğu durumu kendisi için daha iyi bir hale sokabilir…’ diyorsunuz… Gerçekten de öyle, hatta yarın sabah aklımı başımı alıp, zekamı denize fırlatarak işe başlayabilir, geçmişin olumsuz izlerini silebilirim. Hassasiyet damarlarımı kurutur, yüzüme bir İngiliz ifadesizliği çizer, yapmak istediğim şeyleri belirler ve yapmaya başlarım. Hayat yanımdan sessiz bir metro vagonu gibi geçip giderken, yalnız ama gururlu, kalabalıkta kaybolurum, ya da….

Ya da belki de hayatımda ilk defa olarak kendi sırtımı sıvazlama zamanım geldi de geçiyor bile…


Bir yorum to „Kendi Sırtını Sıvazla…“

  1. Esra Erdoğdu demişki:

    Ya da belki de hayatımda ilk defa olarak kendi sırtımı sıvazlama zamanım geldi de geçiyor bile…

    bu konuda kesinlikle haklısın. kendimize acıyarak zaman kaybetmek,acımalara devam etmek… daha da dibe… olmaz Ömercim. Sen bu değilsin. Sen mükemmelliyetçi birisin. Hadi kurcala zamanı,hadi eşele düşünceleri ve düşünmeyen insanları…

Cevap yaz