19. 09.

Sanki bir tünele girmişim de tünelin diğer ucu okula çıkacakmış gibi bir hissiyat içindeyim son günlerde. Müzmin öğrenci olmanın en tipik belirtilerinden olan savrukluk, tembellik ve ‘benden bi .ok olmaz’ yanılsaması, ‘lan bu dönemde de veremezsek şu dersi’ şeklinde hafiften tırsma ihtiva eden vesveselerle birleşince ‘ortaya karışık’ bir sene başı salatası çıkıyor… İstanbul için iftar vakti, afiyet olsun…

Orucun süresinin uzamasıyla birlikte sair zamanlarda ‘ben şöyleyim, böyleyim’ diye böbürlenmek için fırsat arayan ben, birkaç saatlik ekstra açlığa dayanamayıp, gün sonlarında sefilleri oynamaktayım. Zaten Karadenizli olduğumun bir kanıtı olarak uzun olan çene kemiğimin esnemesi, başta zonklama, midede sarkma ve büzülme, gereksiz yere tuhaf ve uzun uzun gülme gibi birtakım yan etkileri olan bu zafiyet beni sarsmaya devam ediyor netekim…

Eski Romalılar gibi doymak bilmez bir tüketim merakının sonucunda, iki gün hoşuma giden bir aktivasyon dosyasını kaldırıp sanal çöplüklere atma modası başladı bir de… Kendimi bilgisayar ekranından uzak tutmak için yakında bacağımdan bir yerlere bağlayacağım herhalde ama faydası yok. Bilgi girdabı kafamı lüzumsuz enformasyon bombardımanlarına tutadursun, hatırlamam gereken şeyleri sürekli unutuyorum.

Sahi yahu, bu duvarların dışında da bir hayat vardı. Bir istasyon büfesine oturup çay içmek, sonra sahile doğru şöyle bir yürümek vardı. Bir arkadaşla aşina konular üzerine beylik laflar etmek, sonra akşam lambalarının altında sakin bir Erenköy sokağını dönüp gözden kaybolmak vardı. Şu karşılıksız bir repo uykusuna yatırdığımız sonbahar en çok bizim olan mevsimdi. Hani, ayıraç olarak ceviz yaprağı kullandığımız kitaplar nereye gitti? Neleri vermedik ki zaten nefsimizin bu doymak bilmez kör kuyusuna… Hani insan tatmin arayan bir hayvandan daha fazla bir şey değildi? Doymuş benlik oranı yüksek, doymamış hayvaniyet oranı düşük kimliklerde bu ne çok ‘özlük özlemi’ böyle?

Ben varlığımdan fazla bir şey miyim de, kendimde olandan daha fazlasını özlüyorum?

Aklıma takılıyor işte…


Bir yorum to „Küçük Bir Muhasebe…“

  1. Esra Erdoğdu demişki:

    :))
    Hayat yol olmaya ve yolcu ağırlamaya devam ediyor…

Cevap yaz