Vay be… Uzun zaman olmuÅŸ buraya bir ÅŸey yazmayalı, yazılara şöyle bir baktım da doÄŸrusu bir altı ay boyunca oldukça sıkı bir performans göstermiÅŸim, bir çeÅŸit açık günlük gibi olmuÅŸ, keÅŸke diyorum bazı ‘çok kiÅŸisel’ yorumları da silmeseydim, ama sonuçta kimseyi bu saçmalıklarla yormaya hakkım yok: Ömer Özlü olarak hayatımın ÅŸu ilk - ve son - 25 yılına yaklaÅŸtığım ÅŸu günlerde anlıyorum ki ‘ne olacağı hiç belli olmaz’ diyen adamlar hep haklı çıkıyor; son örnek de Milli Takım…

Yazamak’ı takip ediyor musunuz bilmiyorum, orada yazdığım yazılara bakıp, hımm bu herif napıyo acaba diye düşünenleriniz (Esra Abla:) vardır mutlaka. Bu altı ay içinde farkettiÄŸim ÅŸeylerden biri de blog’daki atmosferin çok daha samimi olduÄŸu. Bir diÄŸer izlenimim, burası oldukça rahatlatıcı bir blog olmuÅŸ, farkında olmadan burada bir tür yalı çay bahçesi ferahlığı saÄŸlamışız birlikte.

En son yazdığım hikaye benzeri ÅŸeyi nisan ayında kaleme aldım, ÅŸubatta okuldan mezun olmuÅŸtum, sonra birden vakit çok hızlı geçmeye baÅŸladı. Öyle ki elime kalemi alacak sükuneti bir türlü bulamadım desem yeridir. Åžimdi bazen evde oturarak, bazen de İstanbul’u gezerek geçiyor günlerim. Bir de Milli maçları korkunç bir coÅŸkuyla takip ediyorum tabii, abartı falan deÄŸil, gerçekten korkunç. Maç esnasındaki yaptığımız ses kayıtlarını yakında bilgisayara atıp paylaşınca anlarsınız gol sevinci nasıl bir ÅŸeymiÅŸ!

Evet, bu üç paragraf halen hayatta olduÄŸumu kanıtladığına göre burada kessem fena olmayacak. Kendinize iyi bakınız, daha öte Allah’a emanet olunuz efendim…

Buralardayız…