Blogumuzun banisi Sinan Ata kardeÅŸim beni gözüne kestirmiÅŸ, aÅŸağıdaki sorulara cevap verip kafayla aÄŸları havalandırmamı istedi. Mim olayında birileri size soruları soruyor, siz de kendinize göre cevapları verip baÅŸka bir arkadaÅŸa paslıyorsunuz…Oldukça ilginç…BaÅŸlıyorum:

Sorular :

* Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
* Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum?
* Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
* Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
* Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
* Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?

Cevaplar:

1. Sinan Ata diyorum…Efendim, blogumuzun banisi olan Sinan, id’deki bir muhabbet sonrası - aslına bakarsanız tam bir ay sonrası - bana blogu hazır bir ÅŸekilde teslim etti. Tam da ‘ Ya bu adam bana blog yapacağıdı, nirde bu herif?’ dediÄŸim bir sırada kendimi blog yazarken buldum diyebilirim (Ne diyebilirim ki, bu çocuk çalışıyor!). Tam tarih isterseniz: 17 AÄŸustos 2007, blog tarihinde bir deprem!! (Benzetmeni sevsinler!)

2. - 3. Evet gösteriyorum. Edebi ağırlıklı olsun istiyorum, futbol yazarken bile kelimelere, cümlelere özen göstermeye çalışıyorum. Bazen güzel iÅŸler de çıkıyor, ama yine de salt bir yazı blogu deÄŸil kesinlikle…Okuyanlara iyi ÅŸeyler sunmaya çalışıyorum, msn space’i gibi kullanmaktan hoÅŸlanmıyorum. Samimiyet anlamında evet, içimden geldiÄŸi gibi yazıyorum çok da mutluyum böyle olduÄŸu için…

4. Hayır (Maalesef mi deseydim) çünkü feragat edecek bir ÅŸeyim yok. EÄŸer anime izlemeyi, msnde takılmayı, maç seyretmeyi, nette harıl harıl dosya aramayı, ya da sadece oturup tembel tembel ‘ Nası olucak bu iÅŸler? ‘ diye düşünmeyi iÅŸten sayıyorsanız o baÅŸka….Ama mesela meraklısı için söyleyeyim: Son Paket hikayesini toplam 50 dakikada yazdım, aklıma geldi, baÅŸladım ve bitirdim…DiÄŸer yazılar da pek istisna sayılmaz…

5. Bu önemli bir sorun. Özellikle de yazdığınız ÅŸeyler insanların hoÅŸuna gidiyorsa. Edebi paylaşım hepten zor: bir yandan araklanma tehlikesiyle yüzleÅŸiyorsunuz, öte yandan yazdıklarınıza sanatsal bir sos katmak zorundasınız. Yapılan her güzel yorum sorumluluÄŸumu arttırıyor, mesleki blog yazmak gibi de deÄŸil bu, yazı yazmadan biraz zaman geçirsem okunma oranı azalıyor, ama beklenti hiç azalmıyor. Yine de bu sayede ortaya çıkan iÅŸlerden, edindiÄŸim tecrübe ve geri dönüşümlerden memnunum, üzerimde baskı olmasaydı asla bu kadar ÅŸey yazamazdım… (Örnek: 2004′te baÅŸladığım ve hala bitiremediÄŸim roman…)

6. Valla Sinan ‘Abi hayırdır, blog kasmıyosun? ‘ demediÄŸi gün bu iÅŸ bitmiÅŸtir! Åžaka bir yana, bırakmak gibi bir düşüncem yok. Aksine daha stabil ÅŸekilde yazmam gerektiÄŸini düşünüyorum. İlk zamanlardaki geri dönüşümü kaybetmeye baÅŸladım, kuÅŸkusuz vize dönemi ve birtakım kiÅŸisel sorunlar (öhö, öhö!) da blog performansımı etkiledi, ama yazı iÅŸte sonuçta, nasıl derler; ben onu bıraksam, o beni bırakmaz ki…

—-

Ömer etrafına baktı… Pas verecek arkadaşını arıyor…Kimse destek vermedi… Åžimdi sola çekti….Kaleye baktı,vuruyoorrr….

Ve Goooolll!!!