6. 12.
Blogumuzun banisi Sinan Ata kardeşim beni gözüne kestirmiş, aşağıdaki sorulara cevap verip kafayla ağları havalandırmamı istedi. Mim olayında birileri size soruları soruyor, siz de kendinize göre cevapları verip başka bir arkadaşa paslıyorsunuz…Oldukça ilginç…Başlıyorum:
Sorular :
* Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
* Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum?
* Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
* Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
* Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
* Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
Cevaplar:
1. Sinan Ata diyorum…Efendim, blogumuzun banisi olan Sinan, id’deki bir muhabbet sonrası - aslına bakarsanız tam bir ay sonrası - bana blogu hazır bir şekilde teslim etti. Tam da ‘ Ya bu adam bana blog yapacağıdı, nirde bu herif?’ dediğim bir sırada kendimi blog yazarken buldum diyebilirim (Ne diyebilirim ki, bu çocuk çalışıyor!). Tam tarih isterseniz: 17 Ağustos 2007, blog tarihinde bir deprem!! (Benzetmeni sevsinler!)
2. - 3. Evet gösteriyorum. Edebi ağırlıklı olsun istiyorum, futbol yazarken bile kelimelere, cümlelere özen göstermeye çalışıyorum. Bazen güzel işler de çıkıyor, ama yine de salt bir yazı blogu değil kesinlikle…Okuyanlara iyi şeyler sunmaya çalışıyorum, msn space’i gibi kullanmaktan hoşlanmıyorum. Samimiyet anlamında evet, içimden geldiği gibi yazıyorum çok da mutluyum böyle olduğu için…
4. Hayır (Maalesef mi deseydim) çünkü feragat edecek bir şeyim yok. Eğer anime izlemeyi, msnde takılmayı, maç seyretmeyi, nette harıl harıl dosya aramayı, ya da sadece oturup tembel tembel ‘ Nası olucak bu işler? ‘ diye düşünmeyi işten sayıyorsanız o başka….Ama mesela meraklısı için söyleyeyim: Son Paket hikayesini toplam 50 dakikada yazdım, aklıma geldi, başladım ve bitirdim…Diğer yazılar da pek istisna sayılmaz…
5. Bu önemli bir sorun. Özellikle de yazdığınız şeyler insanların hoşuna gidiyorsa. Edebi paylaşım hepten zor: bir yandan araklanma tehlikesiyle yüzleşiyorsunuz, öte yandan yazdıklarınıza sanatsal bir sos katmak zorundasınız. Yapılan her güzel yorum sorumluluğumu arttırıyor, mesleki blog yazmak gibi de değil bu, yazı yazmadan biraz zaman geçirsem okunma oranı azalıyor, ama beklenti hiç azalmıyor. Yine de bu sayede ortaya çıkan işlerden, edindiğim tecrübe ve geri dönüşümlerden memnunum, üzerimde baskı olmasaydı asla bu kadar şey yazamazdım… (Örnek: 2004′te başladığım ve hala bitiremediğim roman…)
6. Valla Sinan ‘Abi hayırdır, blog kasmıyosun? ‘ demediği gün bu iş bitmiştir! Şaka bir yana, bırakmak gibi bir düşüncem yok. Aksine daha stabil şekilde yazmam gerektiğini düşünüyorum. İlk zamanlardaki geri dönüşümü kaybetmeye başladım, kuşkusuz vize dönemi ve birtakım kişisel sorunlar (öhö, öhö!) da blog performansımı etkiledi, ama yazı işte sonuçta, nasıl derler; ben onu bıraksam, o beni bırakmaz ki…
—-
Ömer etrafına baktı… Pas verecek arkadaşını arıyor…Kimse destek vermedi… Şimdi sola çekti….Kaleye baktı,vuruyoorrr….
Ve Goooolll!!!
Ömer Özlü
Aralık 6th, 2007 at 01:37
spiker : rıdvan ne olur?
rıdvan : gol olur.
spiker : gooooooaaaal!
Aralık 6th, 2007 at 01:42
a crucial goal…nice display from sinan here…ömer is the scorer…ohh what a goal!!
Aralık 7th, 2007 at 17:14
Abiler durun sizde sıyırmayın lazımsınız bize…ne rıdvanı…